Şub
23rd

Murat KANTEKİN : Değerli Başkan Turan Eser’e

Files under Alevi Haber Merkezi, Alevi Haber-Gündem, Murat Kantekin | Posted by Alevi Haber

Murat KANTEKİN : Değerli Başkan Turan Eser,

Murat Kantekin'in Son Yazısına gitmek için tıklayınızAKP’nin yaptığı son çalışmalarla ilgili olarak Alevi Kamuoyu’na 07 Aralık 2007 tarihinde yaptığınız çağrı, Alevi kurumları için bir fırsattır. Hemen her konuda farklı düşünceleri olan, birbirlerine tezat arz eder bir şekilde açılımlarda bulunan Alevi kurumlarının, her ne kadar içeride farklılıklar barındırıyor olsa da, dışarı da tek ses olması gerektiği kanısındayım.

Alevi sorununu kendi yöntemleri ile çözmeye çalışan AKP ve onun temsilcileri, Alevilerin temel taleplerini görmezden gelmekte, çözüm yolları yerine karmakarışık adresler göstermektedirler. Bu durum sizlerin de, bizlerin de tüm Alevi kamuoyunun dikkatindedir. Din Dersi müfredatında Alevilik konusunun işlenmesi gündeme geldiğinde nerede ise, “Siz durun. Biz, bize göre yazarız. İstediğimiz gibi de yorumlarız” demeye çalışan AKP’nin Milli Eğitim anlayışı gibi şimdi de AKP’nin inanç anlayışı ortadadır. Yine, Alevi kurumlarına, “Siz durun. Biz yazarız. Siz de kabul edersiniz” denmeye çalışılmaktadır.

devamı…

Sn. Başkan Eser, sizinde belirttiğiniz gibi bu yanlışlığın ve çarpıklığın önüne geçmenin en temel koşulu, Alevi kurumlarının içsel dayanışmasıdır. Temel çatışma noktası inancı farklı yorumlamak olan Alevi kurumları, kendi içerisinde inançsal kimi konularda farklılıkları seslendiriyor olsa da dışarı da tek ses olabilmelidir. Ne acı ki, kendi içimizde birbirimizi beğenmiyoruz. Örgütlenmemizin en temel sorunlarından biri olan eğitimli, akademik kariyeri olan insan gücü eksikliğimizi kapatabilecek bir kaç ismi bile acımasızca eleştiriyoruz. Prof. Dr. İzzettin Doğan kötü, Doç. Dr. Atilla Erden kötü, Doç. Dr. Ali Yaman kötü, Doç. Dr. Özgür Savaşçı kötü, Dr. İsmail Engin kötü, Cemal Şener kötü, diğer akademisyenler kötü, eğitimliler kötü, Alevi Vakıfları Federasyonu kötü, Alevi Bektaşi Federasyonu kötü, Alevi Dernekleri Federasyonu kötü, Cem Vakfı kötü, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı kötü, Karaca Ahmet Dergâhı kötü, Şahkulu Dergâhı kötü. Peki, kim iyi? Kimseyi, hiçbir anlayışı beğenmiyoruz. Mutlaktır ki, kimse bir diğerini beğenmek zorunda değildir. Ama farklılıkları saygıyla karşılamak, anlamak zorundadır. Bizler, Alevi kurumları olarak bu birlikteliği sağlamalıyız. Eğer temel kavgamız; temel sorunlarda aynı sesi çıkarabilmeliyiz. Hiçbir kanaat önderini reddederek, Allah’a kul, Muhammet’e ümmet, Ali’ye talip, Hak – Muhammet – Ali yoluna gönül veren Alevi canların inançlarını özgürce yaşamaları ise,yok sayarak, kendimizi asıl görerek bir yere varamayız. Kendi içimizde çekişir, dururuz. Başkaları da bize elbise dikerler. Tıpkı Diyanet’ten Sorunlu Devlet Bakanı Sait Yazıcıoğlu gibi. Gelin, ortak ses çıkaralım, elbisemizi de biz dikelim. Hem ne malûm başkalarının diktiği elbiselerin Maraş’ta, Çorum’da, Sivas’ta olduğu gibi bize kefen olmayacağı? Bir daha kefen giymek istemiyorsak, elbisemizi kendimiz dikmek istiyorsak, birlik olabilmeliyiz.

Sn. Eser, hani bir siyasi Hakka Yürüdüğünde diğer siyasiler hatta kutuplar bile ardından methiyeler diziyor, övgü dolu sözler söylüyor ya, işte bizlerde Hakka Yürüyen kanaat önderlerimizin ardından methiyeler dizmek yerine sağlıklarında kıymetlerini bilelim. Onun içinde yarın çok geç olmadan, bugünleri değerlendirelim.

Hepimizin bildiği bir gerçek var; ülkemizde Sünni Hanefi inancının resmi kurumu olan Diyanet İşleri Başkanlığı birçok bakanlığı katlayacak bir bütçeye sahip. Bu bütçenin önemli bir çoğunluğunu da Hanefi yurttaşlar için kullanıyor. Tabii Alevi asimilasyonu için kullanılan kısım da ayrı bir konu. Bu bütçenin çok yüksek bir kısmını “hizmet” olarak alan Sünni cemaatler hepimizin malumu. Bu cemaatler içeride birbirini yiyor. Bir cemaatin üyeleri bir başkasının camisine gitmiyor. Cemaatler – tıpkı sendikaların üye yarışı gibi – birbirlerinden eleman almaya çalışıyor. Giyim kuşamları farklı, hepsi ayrı bir türden türban örtüyorlar. Birbirlerinin vaazlarından kaçınıyorlar. Birinin “ak” dediğine diğeri “kara” diyor. Biri Amerika’ya küfrediyor biri Amerika’da yaşıyor. Bu örnekler çoğaltılabilir. Hal böyle iken, bu adamlar tekbir resmi çatının altında bir araya gelip, oradan hizmet alıyor, orada “tek ses” olabiliyorlar.

Değerli başkan, bizlerin bu denli derin açıklarımız yok. Her ne kadar farklı şeyleri söylüyor olsak da birbirimizin cemevlerine gitmemizlik etmiyoruz. Ya da bir kurumumuza üye olan bir canımız, bir başka kurumumuza da üye olabiliyor. Sanırım bu toplumbilimsel – sosyolojik bir durum. Ezilmişliğim, yok sayılmışlığın, kıyımlara uğramanın verdiği bir dayanışma bilinci.

Hani bir atasözümüz var ya; “Kötü komşu insanı mal sahibi eder” diye. Sanırım bu kötülerde bizi dayanışma sahibi ediyorlar. Gelin bu fırsatı kaçırmayalım. Farklı dernekler, vakıflar, federasyonlarda olsak “Alevi bilinci” ile tek ses olalım. Eğer ayrılıklarımızı derinleştirirsek yarın bizi asimile etmeye çalışırken kara kaşımız kara gözümüz için ayırt etmeyecekler.

Birimizin “kara” dediğine bir diğerimiz “kahverengi” diyebiliriz. Koyu tonları farklı şekilde seslendirebiliriz. Ama bizim karamıza “AK” diyenleri de iyi tanımalıyız.

En derin saygılarımla…

Murat KANTEKİN

Yorum yapın