Murat Kantekin : Başbakan Neden Geriyor?
Başbakan Recep Tayip Erdoğan inanılmaz şekilde gergin. Gözleri öfke saçıyor, konuşurken damarları belirginleşiyor, vurgu tonları, etkili konuşmanın gerektirdiği vurgulardan uzak, direkt hedefe saplanan bir ok keskinliğinde. Kendisine yöneltilecek en ufak bir eleştiriyi bile reddediyor. Bir başbakan sorumluluğunda davranarak kendisine yöneltilen eleştirileri, “Acaba haklılık payı var mı?” diye irdelemek yerine keskin salvolarla karşılıyor.
devamı…
İktidara geldiği 5 yıldır kendisine kesintisiz destek veren Türk medyasının büyük çoğunluğu, türban düzenlemesi konusunda kısmi de olsa birkaç farklı görüşe yer verdi diye, bazı farklı sesler çıktı diye başbakan medyaya çattı. Çatarken de, her zaman kullandığı argümanı kullanarak, “Bunlar, beklentileri olmayınca saldırıyorlar. Bizden, kendileri için ayrıcalık beklemesinler” diye de gürledi. Güya kendisine destek veren holding ve dinci medya toplamında ki yayın organlarından bir veya bir kaçında son süreçte bir iki aykırı ses çıkmasının altında, ticari istemler yatıyormuş. İyi de Sayın başbakan, madem çok iyi yönetiyorsunuz, neden her medya geriliminde bu argümanı kullanıp kenara çekiliyorsunuz? Sizden, basın etiğine uymayan talepleri olan birileri varsa üzerine gidin, sizin yöntemlerinizle de ümüğünü sıkın. Ne diye iki de bir, sizi eleştiren bir haber çıktıkça medyayı zan altında bırakıyorsunuz? Bu medya değil mi, sizin 5 yıldır arkanızda dolanan, çanak soruları ile sizi yücelten. Madem açıkları var, ülkenin başbakanı olarak üstüne gidin.
Ama bu kez durum farklı. Medyanın kendisine her koşulda, koşulsuz destek olmasına alışmış başbakan bazı çatlak sesler çıkınca küplere bindi. Rengi değişti, ses tonu değişti, şekli değişti. Çünkü alışık değil. Çünkü kendi düsturuna göre başbakan demek, padişah demektir. Padişah da eleştirilemez, sorgulanamaz, muhalefet edilemez. Çünkü padişahın karşısında yurttaş değil kul vardır.
Demokrasinin nimetleri ile koltuğa gelen kişi, demokrasiyi yok saymaya gayret gösteriyor. Bu ne yaman çelişki!
Öfkenin de bir hitabet sanatı olduğu incisini ortaya sunan başbakan Recep Tayip Erdoğan, bu tespiti ile hem benim hem de çevremde bulunan yığınla insanın aslında ne kadar cahil, bilgisiz, koca kafalı, boş olduğumuzu gösterdi. Bizler bunca sene kıyısından köşesinden bir şeyler okumuşuz, etkili konuşma üzerine, diksiyon, hitabet üzerine kurslar almışız ama “Öfkeli Konuşma” dersini es geçmişiz. Sayın başbakan böylesine bir konuya vakıf olduğuna göre, demek ki bizler çok şey kaçırdık.! En kısa süre de, “Sinirden gerilirken, gözler yuvalarından çıkacak durumda iken, damarlar iyice belirginleşmişken bizi eleştirenlere nasıl öfke ile hitap ederiz” konusunu öğrenmemiz lazım. Bu sadece bir iki kişinin değil, tüm yurttaşların temel ödevi olmalıdır.
Sayın başbakan daha ne kadar kendisini eleştirilemez, sorgulanamaz, mutlak doğru olarak görmeye devam edecek merak ediyorum. Yargıya çatarak, muhalefete çatarak, bir kısım medyaya çatarak, üniversitelere çatarak, öfke ile konuşarak haklılığını mı vurgulamaya çalışıyor?
Durum çok net; Sayın başbakan da biliyor ki, gerek son türban düzenlemesi gerekse de geçmişteki kimi faaliyetleri AKP’nin mevcut anayasal düzenle bağdaşmadığı gerçeğine vurgu yapıyor. Bu örneklerin hepsi Yargıtay’da ki “AKP Dosyası”nda bulunuyor. Bu gerçekten hareket eden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın AKP için kapatma davası açması an meselesi. Bu durumu AKP kurmayları da iyi biliyor. Yine türban düzenlemesinin, Anayasa Mahkemesi tarafından geçmiş kararlarına dayanarak reddedileceği ihtimali de güçlü olarak ortada duruyor. Türbanla bağlantılı olan bir konu da Sayın başbakanın “Ulemaya sorsunlar” çıkışının ardından kamuda türbanın takılması aleyhinde bir karar veren Danıştay’ın basılarak yüksek hakim Mustafa Yücel Özbilgin’in öldürülmesi, bu öldürümü gerçekleştiren kişinin 2 defa ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası aldığı son duruşmada, “Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Erdoğan’ın şeriat ilan etmesini istiyorum. Genel Kurmay’da önünde durmasın. Onları da tehdit ediyorum” şeklinde konuşması AKP’nin gelecek süreçte ciddi anlamda hukuki sorunlar yaşayacağını gösterdi. Bunu bilen başbakan Erdoğan’da, hem kendi tabanına, “Türban sorununu çözüyoruz ama engel oluyorlar. Biz hükümet olarak üzerimize düşeni yaptık” diyerek mesaj veriyor hem de yargı ile kavgada artık gemileri yakmış olmanın verdiği bir durum itibari ile salvolarını sürdürüyor. Sokaktaki AKP tabanı, “Türban sorunun çözeceklerdi ama laikçiler engel oldu” diye AKP’nin siyasetini canhıraş bir şekilde savunuyor. Oysa AKP’nin türban siyaseti tamamen dayatma ve “ben yaparım olur” diktasına dayalı. Bunu da hiç kimse kabul etmez. Hangi devrim, kendi anayasasında yazılan kuralların aleyhine yapılacak düzenlemeleri seyredebilir? Bunun dünyada örneği var mı? Demokrasi ile yönetime gel, sonra da o demokrasinin kimi koşullarını etkisizleştirmeye çalış. Bunu hiçbir ülke, hiçbir toplum, hiçbir rejim kabul etmez. Anayasal kurumlarda karşıt mücadelesini sürdürür.
Başbakan Erdoğan artık gemileri yakmış olmanın verdiği bir hızla önüne gelene çatıyor ama sokakları da geriyor. Geçmişte çok acı deneyimler yaşamış, yığınla acıyı harmanlayarak bugünlere gelmiş bir toplum, hâlâ kimi noktalarda istim üzerinde durmakta. Allah korusun, yurdun herhangi bir yerinde oluşacak en ufak bir gerilim başta güneydoğu olmak üzere tüm Türkiye’yi sarar. Kolay kolay da önü alınamaz. Başbakan’ın bu öfkeli hitabet sanatı ile gerdiği toplum, “Ne bakıyorsun ulan!” noktasına taşınır. Birileri türbanlılara laf atar, bir diğeri iç çamaşırı satan mağazaları kundaklar. Derken sürecin önüne geçilemez. Gerilen toplumda sonumuz Irak’a döner. Allah korusun içsavaş sürecine gireriz. İşte o zaman tam BOP’un istediği noktaya da gelmiş oluruz. Onun için kim konuşursa konuşsun, ne konuştuğuna dikkat etmelidir. Bu ulusun bir daha 12 Eylül öncesinin karanlığına dönme isteği de, şevki de, arzusu da yoktur. Herkes sorumluluğunun bilincinde olsun.
Murat KANTEKİN
Gazeteci







16 Mart 2008 Saat 16:10 de demişki
tebrik ediyorum seni murat ben hilal ablan internette gezerken senin sitene ulaştım seni kutluyorum
yazın cok güzel olmuş
başarılarının devamını diliyorum
16 Mart 2008 Saat 16:20 de demişki
yazın cok güzel olmuş tebrik ederim
25 Mayıs 2008 Saat 22:34 de demişki
durum maviyenin ve yezidin dönemine gidiyor cok dikat etmek lazım özelikle aleviler unutmayın.