May
17th

Hüseyin Doğan Dedeyi Saygıyla Anıyoruz

Hüseyin Doğan Dede’yi Saygıyla Anıyoruz.

Hüseyin Doğan Dede, Elazığ’ın Şıhıs köyünde doğmuştur. Babası Ağuçan Ocağı‘ndan Seyyid Doğan Dede’dir. Anası Şıh Hasan Köyü‘nden Şeyh Ahmet Ocağı Dedelerinden Seyyid İbrahim Efendi‘nin kızı Seyyide Satı Hatun‘dur. Küçük yaşta yetim kalan Ebül Vefanın yadigarı Hüseyin Doğan‘ı talipleri olan Baliyan Aşiretinden Alireş(Kara Ali), Malatya Kırlangıç köyüne götürür ve kendisine bir ev yaptırarak, Erzincanlı Kemal Dede‘yi, bakımıyla görevlendirir.
Seyyidler Kurulu’nca 12 yaşlarındayken Mürşid seçilince özel hocalar tutulur. “Şura-ı Devlet Reisliğinden” emekli Cafer Bey ile Molla Hüseyin Efendi eğitimini üstlenirler. Alevi-Bektaşi tasavvufunda yetkin birçok Dede’den dönüşümlü olarak dersler alır. Arapça ve Farsça dillerini, okur-yazar olmak üzere çok iyi öğrenir. Osmanlı Devlet mekanizması ile devrin siyasi oluşumları öğretilir.

Küçük yaşta olmasına rağmen Kurtuluş Savasında aktif görev alır ve kendine bağlı tüm Alevi Seyyid ocaklarını harekete geçirir.

HÜSEYİN DOĞAN DEDE BELGESELİ İÇİN TIKLAYINIZ


1946′da politikaya atılır ve Milletvekili seçimlerinde bağımsız aday olur. Seçilecek kadar oy almasına karşın, seçim sisteminden dolayı kazanamaz. 1950′de CHP’den Malatya Milletvekili olarak meclise girer. 1951 yılında CHP’den istifa ederek DP’ye girer. Daha sonra adaylığını koymaz. DP’ye geçişinin nedeni, partinin Alevilere verdiği sözlerdir. O yüzden, 1954’de Aleviler büyük ölçüde, DP’ye destek olmuşlardır. 27 civarında Alevi milletvekili oluyor. DP’nin içinde. 1975!e kadar, Alevilere sorulan, “isteğiniz nedir”in cevabı olarak okul, su, elektrik, yol mümkün olduğunca yapılıyor. Daha doğrusu, doğan Dede yaptırmaya çalışıyor; ama o dönemde CHP’lilerle de Doğan Dede’nin arası sıcak.

Doğan Dede, kendi yapısının uzantısı olan bir siyaset kimliğine bürünebiliyor. Yani onalar arasında da bir ayrım yapmıyor. CHP ve DP arasında bir köprüdür, Doğan Dede. Çünkü Doğan Dede, hep aynı Doğan Dede’dir. 1957’ye gelindiğinde. DP’nin siyasal tavizlerle, oy almak için ilk 1957’ye gelindiğinde, DP’nin siyasal tavizlerle, oy almak için ilk verdiği tavizler başlıyor, dinci kesime. Bunun üzerine tavır alıyor. Menderes’e bir mektup yazıyor. Mayıs 1983′de İstanbul’da Hakk’a yürüyen Hüseyin Doğan Dede için büyük bir cenaze töreni düzenlenir. Törene, Türkiye’nin dört bir yanından çok sayı da insan katılır. Naaş’ının Karaca Ahmed Sultan Mezarlığı’na gömülmesine karşı çıkan talipleri, Malatya’nın Kırlangıç Köyüne götürerek defnederler. Mezarın üstü kapatılarak türbeye dönüştürülür ve ziyarete açılır.


Prof. Dr Sayın İzzettin Doğan Araştırmacı-Yazar Ayhan Aydın ile yaptığı bir söyleşide Babası Hüseyin Doğan Dedeyi şöyle anlatıyor.

Doğan Dede’ye ben genelde babam olarak bakmadım. Çok öğretici birisiydi. Davranışlarından çok şeyler öğrenebilirdiniz. Bir otoritenin nasıl sevgiye dayalı olarak tesis edildiğinin örneğini oluşturur. Hiç kimseyi kırmayan, incitmeyen, herkesin kendisine çok büyük saygı duyduğu, bir insandı. Karakterinin güzelliğinin yanında fiziken de güzel bir insandı. Herkesin hakikaten, görmek için çaba sarfettiği bir insandı. Bu Tanrı’ dan gelen bir şey. Bazı insanlar fiziken de doğarken güzel doğuyor. Ama o, fiziğini hep insanlara verdi. İstismarla insanlardan hiçbir şey almadı. Sadece derinlemesine düşünmesini bilen bir insandı. İnanan birisiydi, Tanrı’ya içten inananırdı. Tanrı’nın gücüne; bağışlama, yaratma gücüne; Rahman olduğuna inanan birisiydi. O yüzden, babamı hiçbir şey sarsamazdı. Yani bu inanç içinde olduğundan, en büyük tehlikelere bile gülümseyerek bakan bir manevi güce sahipti. Çünkü, ölüme inanmazdı. Tanrı’yla insanın bütünleştiğine inanırdı. Onun zerresinden oluştuğuna inanırdı. Öyle olunca da sizi hiç kimse ve siyaset korkutamaz. Onları da gülümseyerek karşılıyorsunuz. Niyet önemli. İyi bir düşünce olduktan sonra, o niyet çok tatsız, çok yanlış kalıplar içinde ifade edilmiş olsa bile, yine de hoşgörüyle karşılayan birisiydi. Müthiş sevgi dolu bir insandı. Zannediyorum, halkla ilişkilerinde, halkın kendisini özel bir yere koymasının nedeni, o bütün erişilmez görünen kimliğinin yanında kendisinin her zaman halkın içinde olduğu gerçeğidir. Bütün yaşamını sevgi ve insana saygı üzerine kurunca, karşısındaki insanın kendi aleminde bunu görmesi kaçınılmaz olur. Babamı, Aleviler kadar Sünniler de severdi. Malatya’da bizim ev şehrin kenarında, çarşıya uzak bir yerdeydi.

Üç beş km.’lik bir boyu vardı o çarşının, her türlü alışverişin yapıldığı bir yerdi o çarşı. O gittiği zaman,

“Doğan Dede geliyor” deniliyordu. Millet kapının önüne çıkardı, Doğan Dede bizi selamlasın veya buyursun bir çayımızı, kahvemizi içsin diye. Her birinin teker teker ellerini sıkar, sevgisini gösterirdi. Genellikle yaşlanınca insanlar kenara itilirler ya, o yüzden babam daha çok yaşlı insanlara büyük hürmet gösterir, onlarla ilgilenirdi. Bir de gençlere çok ilgi gösterirdi. Sıcakkanlı hata yapma olasılığı olan insanlara, çok yakınlık gösterirdi. Gider onların kahvesini içerdi. Davranışlarıyla, nasihatlarıyla belki de onların olgunlaşmasını istiyordu. Doğan Dede, herkesin dedesiydi, bizim babamızdı sadece fizyolojik olarak. Alevisiyle Sünnisiyle herkesin babasıydı. Hayatında bir gün, bir kez aklından din ayrımının geçtiğini, ifade ettiğini duymadım, kendisiyle beraber olduğumuz dönemde. Tüm halka karşı müthiş bir sevgisi vardı. Kimin ne sorunu olursa olsun, Doğan Dede’ye gidebilirdi. 600 haneye yakın Ermeni kesim vardı. Onlar da Doğan Dede’yi kendi büyükleri olarak görürlerdi. Sünni kesim, kendilerini Kürt olarak kabul eden aşiretler vardı. Mesela Drejan; Drejan’ın yarısı Alevi, yansı Sünniydi. Bunlar, Doğan Dede’ye hediyeler getirirdi. Onu alıp götürür, mutlaka gidip bir gece orada kalmasını sağlarlardı. Doğan Dede, halkın dedesiydi. Hiçbir ayırım yapmadı, Alevisi, Sünnisi, Safisi, Ermenisi, Hanbelisi herkesin dedesiydi. Ete kemiğe bürünen herkesin dedesiydi Doğan Dede. Zannediyorum, herkesin sevgisinin temelinde bu var. Çünkü, Hz. Ali’nin vasiyeti var. Onun Kur’an’ı yorumlamasının farkı var. Bizim aile, Hz. Ali’ye ve onun yorumlarına çok önem veren bir aileydi. Büyük ölçüde o yorumları örnek alıyordu. Hz. Ali’nin, Malik Ejder’e yazdığı mektubunda; halka karşı davranışın açık mesaj lan vardır: “Halkın bir kısmı dinen kardeştir sana, diğer kısmı hilkaten Tanrıdan dolayı kardeştir sana.” diyor. Yani herkes kardeştir sana, diyor. Dili, rengi ne olursa olsun eşit, adil davran diyor. Bu bizim ailede de bir düsturdur. Herkese, ırkı, dili, dini, mezhebi, inancı ne olursa olsun, aynı sevgiyle, aynı sıcaklıkla bakarız; bunu Kur’an’ın emri olarak yorumlarız. Bunu, her davranışımızda Kur’an böyle söylüyor diye değil de onun içimizde bir parça olmasından dolayı yaparız. İnsanlar arasında ayrım yapmayız. Bu otomatik olarak böyle. Bu aileye mensup olanlar, bunu yapmak zorundadırlar.

….Hüseyin Doğan Dedeyi kelimelerle anlatmak pek olanaklı değil. Biz anlatımımızı Nimri Dedenin Hüseyin Doğan Dede için söylediği şu sözlerle noktalıyoruz.

. ”Devrin Dedeleri’nden. tasavvufu derinlemesine öğrenerek, imbikten geçmiş, Vahdet-i Vücud nazariyesiyle Hakk ile yeknesak olmuş ve Vahdet-i Mevcud mertebesiyle Hakk ile Hakk olmuş, ve Zat-ı Mutlak’ın görünümüyle Tarik-i Nazenin’in en üst makamına oturmuştur. Hüseyin Doğan Dede, Nur u Feyz saçan zat-ı muhteremdi.
Bizim de mürşidimiz olan Hüseyin Doğan dedeyi saygıyla anıyoruz…

Hüseyin Doğan Dede Malatyanın Yeşilyurt ilçesi Kırlangıç Köyünde Anılıyor

Vahdet-i Vücud nazariyesiyle Hakk ile yeknesak olmuş ve Vahdet-i Mevcud mertebesiyle Hakk ile Hakk olmuş ve Zat-ı Mutlak’ın görünümüyle Tarik-i Nazenin’in en üst makamına oturmuş olan Hüseyin Doğan Dede, Nur u Feyz saçan zat-ı muhteremdi.

Mürşidimiz olan Hüseyin Doğan Dede’nin Hakk’a yürüyüşünün 25. yıldönümünü 18 Mayıs 2008 Pazar günü Malatya İli Yeşilyurt İlçesi Kırlangıç Köyünde anıyoruz.

Tüm Halkımız davetlidir.

Tel: 0 422 323 88 81

Derleme:Alevi Haber Merkezi(www.erenlermeydani.com) , Kaynak Cem Vakfı Sitesi

Yorum yapın