Alirıza Uğurlu : Fetvacılar

Cumhuriyet dönemiyle birlikte fetva makamının bittiğine inanmıştık. Oysa sadece ad değişmiş. O gün şeyhülislam, bu gün Diyanet. Ülkemizi yönetenler sıkıştıkların da falanca konuyu Diyanet’e sorun, fetva versin, diyebiliyorlar..
Ve “ulu’l emr” fetvayı veriyor; “Cem evleri ibadethane olursa Aleviler Müslümanlıktan çıkar.”
Devamla; “Cem evi dinen mümkün değil.”
Niçin mümkün değil?
-Cem evlerinin camilerin muadili olarak kabul edilmesi ve ibadethane sıfatıyla açılması doğru değildir.”.
Kim diyor?
-Türk halkının (Alevisiyle, Sünnisiyle, Şafiisiyle, gayri müslimiyle) ödediği vergilerle (sekiz bakanlığın bütçesinden daha fazla, iki milyar dolar) 87.000 camisiyle, 100.000 kadrosuyla, her kesime hizmet götürdüğü iddiasıyla kurulmuş devletin Diyanet İşleri Başkanlığı…..
Aklınızla bin yaşayın. “Alemlere rahmet dini”ni getirdiğiniz noktaya bir bakın!
Bırakın alemi, kendi ülkemizin insanını o rahmetin ışığından mahrum etmeye kalkıyorlar.
Sayın fetvacılar!
-Bu yetkiyi sizlere kim verdi?
-Kişi ile Allah arasında ki inancı denetlemek size mi kaldı?
Bizler dinin sahibini Allah olarak biliyorduk. Demek yanılmışız.
Kamu görevi yapan bir kurum bölücülük yapamaz.
Müslümanlarsa camiye gelsinler, diyemez…..
Camiye mi, kiliseye mi, cem evine mi gideceğimizi devleti yönetenler yani sizler mi karar vereceksiniz?
O zaman da sorarız; hangi Camiye; Nurcuların mı, Talibancıların mı? Hizbullahcıların mı? Nakşilerin mi?
Hangisine? Hangi camiye?
Çok şükür ki, fetvalarınızla hareket etmedikleri için aleviler; Araplaşmadı.. Hizbullahlaşmadı.. Siyasallaşmadı.. Kendi dilini, örfünü, adedini unutmadı.
Başka ulusların kültürel erozyonuna uğramadı.
Uğramadığı içinde; Bu topraklara sevgiden başka tohum ekmedi.
İnsanların rengine, ırkına, cinsine bakmadan sevdi, insanı kıble edindi..
Bölücülüğe, irticacılığa pirim vermedi.
İnsanları inançlarından dolayı canlı canlı yakmadı.
Aklı hakim kılarak mollalaşmadı, softalaşmadı, yobazlaşmadı..
Yaratılan her şeyi yaratandan dolayı sevdi…
Sevgiyi din edindi..
İncinse de incitmedi…
Anladınız mı, anlatabiliyor muyuz?
Türkçe anlamazlar, ne yapalım bizlere de Arapça öğretmediler, öğrenmedik.. Bizim dilimizi de, duamızı da yaratan anlıyor, dedik…
“Bugünkü İslam dünyasında ibadetler imanın belirişi olmaktan çıkmış, inadın tatminine dönüşmüştür. Bunun içindir ki cami sayısı arttıkça dinden beklenen rahmet ve bereketin paydası düşmektedir. Allah, İslam dünyasına, özellikle Türkiye’ye, adeta cami sayısıyla orantılı olarak tokat atmaktadır.”
Bir yandan “İslam’da din sınıfı yoktur” derken öbür yandan, imamlara yılda iki katrilyon devlet parası maaş olarak dağıtılmaktadır.
Bu mu İslam?
Milyonlarca insanın kul hakkını yiyerek, onların kutsallarına küfretmek mi İslam?
Alevi köylerinden birkaç satılık insan bulup cemaatsiz cami yapmak mı İslam?
Bunlar, ülkemizde yaşayan Müslümanları ikiye ayırıyorlar. Birinci sınıf Müslüman; bu kendileri. Camiye gelmeyenleri de ikinci sınıf Müslüman veya dinsiz sayıyorlar.
Söylemlerinde Türk halkının yüzde 99’unun Müslüman olduğunu beyan ediyorlar. Oysa yapılan bir araştırmada Türk halkının sadece yüzde 5’i düzenli camiye gitmektedir. Yüzde 95’i bunlara göre birinci sınıf Müslüman değil!
Kâmil ve inanmış bir insan kendini birinci sınıf, başkalarını ikinci sınıf göremez. Bu yetkiyi yüce Allah peygamberine bile vermemiştir. “Sen sadece tebliğ et. Çünkü dinde zorlama ve tiksindirme yoktur” demiştir. Kuran’ın açık hükmü buyken bu fetvacılar, bu hükmü bilmiyorlar mı?
Ülkemizin ulusal birlik ve bütünlüğü bunları ilgilendirmiyor mu? Birlik gelince sömürü biter. Bundan korkarak, bilgi ve bilinç düşmanlığı yapıyorlar.
Yüz yıllar öncesinden bir Hak aşığıyla cevap verelim;
“Biz müftü bilmeyiz, fetva bilmeyiz
Kıylü kal bilmeyiz, ifta bilmeyiz
Hakikat bağında hata bilmeyiz
Şah-ı Merdan gibi ulumuz vardır.”
(Nesimi)
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına göre; “Herkes dil, din, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir… Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar” (Madde 10) der.
Anayasamızın emredici hükmüne rağmen bölücülük yapılıyorsa anayasa suçu işliyorlar demektir.
İslam dünyasının durumu gerçekten çok kötüdür. Ve bu çok kötünün en kötü yanı da durumun kötü olduğunun henüz bilincinde olmamamızdır.
Dinde olmayan birçok haram, sevap, dokunulmaz alan, kural, ibadet icat edilmiştir. Dindarlık yapay kutsallara saygıyla eşitlenmiştir. Bu durumda, Allah ile aldatanların anladığı anlamda dindar olduğunuzda gerçek dinin dışına çıkarsınız. Onların anlattığı gibi dindar olmadığınızda ise ‘dinsiz’ diye damgalanırsınız. Tezgâh işte böyle kurulmuştur.
Bu ülkede 87 bin cami var. Alevi köylerine de yapıyorlar.
Ne oldu? Cami sayısı arttıkça dinden beklenen rahmet ve bereket arttı mı?
Kuran’da cami değil mescit vardır. Ahmet Yesevi’de, Hacı Bektaş Veli’de, Seyit Gazi’de, Balkanlar’da ne var?
Cami mi, Meydan evi mi?
Tasavvufta “Kutta-i Tarik” deyimi vardır. Kutta-i tarik: Tanrı’ya giden yolu tıkayan anlamındadır. Bunlar Allah’a götürme adı altında insanları Allah’tan uzaklaştırıyorlar. Kendinden 50 – 60 yaş küçük kız çocuklarıyla ahlaksızlık yapanlara “Peygamberde böyle yapardı” deyip haşâ, yüksek ahlakın binası olan peygamberimizi de kendi ahlaksızlıklarına ortak edenlere hiç sesleri çıkmazken, cem evi deyince kükrüyorlar.
“Cem evleri yasal hâle gelirse Müslümanlıktan çıkarlar”. Yeryüzünü mâbet edinmiş yüce İslam dinini, Arap Emevi örflerini din yapıp dört duvarın içerisine hapsediyorlar.
Allah’ın vekili, sözcüsü gibi ortaya çıkıp; “İslam demek dinden bizim anladığımız demektir. O halde bizim ak dediğimize kara, iyi dediğimize kötü diyenler otomatik olarak İslam dışıdır. Karşı çıkış gerekçeleri, kanıtları ne olursa olsun, fark etmez. Biz Allah’ın askerleri, temsilcileriyiz. Allah’ın temsilcilerine din ve Allah adına kanıt gösterilemez. Müslümanlık belgesi, bizim defterimize kayıtlı olmanın ta kendisidir. Öteki yollar, İslam’a ve cennete değil, münafıklığa çıkar.” diyorlar.
Böyle bir iddiacılığa imanı, irfanı, edebi, ahlakı Allah’a ve insana saygısı olan izin vermez. Bir insan bu yetkiyi kendinde görüyorsa, İslam’dan nasibi yok demektir. Halkı parçalara bölmek ve bundan nasiplenmek devlet adamlığına yakışmaz.
Hiç kimse gelmez ordan, hele bir gitsin
Hiç sanmam o perdeye akıl, sır yetsin
İşleri namaz değil, dilemek çözer
Doğruluk yok, dilek yok; namaz ne etsin.
(Hayyam)
Hz. Muhammed’in konuşan Kuran dediği Hz. Ali’yi de Hariciler; “Kafir oldu da onun için öldürdük” diyerek şehit etmediler mi?
Alevilere yapılanlar da, bu zulümden ne farkı var ki?
Yüz yıllardır ne bedeller ödedik, zalimin zulmünden neler çektik, ne şehitler verdik,
Yetmedi mi!
Ne iftiralara, ne hakaretlere uğradık, yetmedi mi!
Alevi köylerine cami yapıyorlar.
O caminin kapısına gidiyoruz; -Açın camiyi? Diyoruz:
-Açmayız, diyorlar..
-Niçin?
Sazınızla, semahınızla, kadın, erkek birlikte gelemezsiniz…. Allah’la hasbihal olmanız, bizim verdiğimiz, kabullendiğimiz ölçülerle olacak, yoksa cami de yasak…
Ve yasakladılar da…
Allah aşkına böyle bir Müslümanlık anlayışı olur mu?
Peygamber zamanında, altında onlarca işyeri olan cami mi vardı?
Mescit dediğin dört duvardan ibarettir.. Emevi ve Abbasiler döneminde o mescitler gösterişe ve şatafata dönüştürüldü.
Peygamber döneminde ki mescit’in işlevi ne idi?
İbadet için özel ve beratlı mekana ihtiyaç yoktur.
“Cami, ibadethane değil, adından da anlaşılacağı gibi, aynı zamanda ibadetin yapılabileceği bir toplantı yeridir.”
“ İslam, bütün yeryüzünü mâbet, bütün meşru fiilleri ibadet eden bir dindir. Yalnız ibadet yapılan yer anlamında bir mâbet fikri Kuran’a aykırıdır. Cami, içinde aynı zamanda ibadet edilen mekândır. Ama asla ibadete tahsis edilmiş bir mekân değildir.
Hz. Peygamber’in camisi de böyle bir mekân değildi; bir toplantı, eğitim ve fikir geliştirme yeriydi. Sadece ve resmen ibadete özgülenmiş mâbet fikir ve kurumu Kuran’ın ruhuna uymaz.
Son dönemlerde bazı yerlerde cami yaptırımı, İslam’ın reddettiği en büyük kötülükleri örtmenin aracı olarak devrededir. Bu binalara dokunulmazlık sağlayan tâbiri kullanılamaz; kullanılırsa küfür olur.”
Soruyorum:
-Ne oldu da şimdiye değin isteklerini dikkate almadığınız Alevileri şimdi muhatap alıyorsunuz?
-Açılmasını engelleyemediğiniz yüzlerce cem evinin verdiği rahatsızlık mı yoksa bunun sebebi?
-Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerine karşı açılan davalar mı yoksa?
-Camiye gelmeyeceğiz, sizin gibi namaz kılmayacağız, Ramazan orucu tutmayacağız yani Sunni olmayacağız diye direten milyonlarca Alevinin artık Avrupa Birliği’nin de desteğiyle sizinle başa çıkabilecek denli güçlenmeleri mi yoksa?
Alevilik Türkiye’nin zenginliği imiş!
Peki ya Sünnilik Türkiye’nin neyi?
O, Türkiye’nin asli kimliği öyle mi?
Alevilik Türkiye’nin zenginliği falan değildir. Türkiye’nin asli kimliğidir. Tıpkı Sünnilik gibi…
Diyanet’in hedefi belli; camiye gidip namaz kılan ama bunun yanı sıra ceme de katılan Sünnileşmiş Aleviler yaratmak…
Ramazan ile Muharrem orucunu birlikte tutan Aleviler üretmek…
Cem evlerini bir kültür merkezi yada tekke konumuna itmek, gerçek ibadethane olarak camileri Alevilere empoze etmek midir?….
Döneklere Hz. Ali ne diyor;
“Renkten renge giriş, inançtan inanca geçiş, ahmaklığın alametlerindendir.”
Renkten renge de, inançtan inancada geçmeyeceğiz. Yolumuz; Şah-ı Merdan’ın yoludur.
Hiç uğraşmayın!
Anadolu’yu fetheden, Türkleştiren, İslamlaştıran Aleviliğin İslam anlayışını bu toprağın mayasından silemezsiniz!
Anadolu’dan Balkanlar’a ve Budapeşte’ye kadar giden o toprakları İslamlaştıran aydınlanmanın ışığını söndüremezsiniz!
Alevilikte ki inanç ikrardır. Bir yellenmeyle bozulmaz. O ikrarlılar da öldüler ama dönmediler. Pir Sultan olup haykırdılar, zalimin zulmüne karşı…
“Kadılar, Müftüler fetva yazarsa
İşte kement, işte boynum asarsa
İşte hançer, işte kellem keserse
Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan.”
Kanımızla sulayarak, sevgi tohumunu ekip yeşerttiğimiz ve yurt edip bin bir çiçeklerle donattığımız ülkemizin karanlıklara gömülmesine izin vermeyeceğiz.
Mustafa Kemal Atatürk’ün ve nice aydınlanmacıların ışıklarını söndürmeyeceğiz.
Selam olsun aydınlığa, aydınlanmacılara………
Kaynaklar:
1. Allah İle Aldatmak – Yaşar Nuri Öztürk (Yeni Boyut Yayınları)
2. Hangi Sünnilik – Mustafa Cemil Kılıç (Etik Yayınları)
alirizaugurlu@habercem.com
Haber:Habercem.com







02 Haziran 2008 Saat 23:35 de demişki
Merhaba Saygilar EMEGINIZE SAGLIK DEDEM SAOLUN GÜZEL BIR ACIKLAMA YAPMISINIZ.
Sayin Bardakoğlu:” SIZLER KENDINIZ YAPIYORSUNUZ DINI ALET ETEN SIZLERSINIZ SAYIN TAYIP BEY HER KONUSMADA BUNU DILE GETIRIYOR ASLINDA ISINIZEDE BÖYLESI GELIYOR KIMI KANDIRIYORSUNUZ BOSA KENDINIZI ACINDIRMAYIN HER SEY ORTADA BIRAZ DÜRÜST OLUNUZ GERCEKCI OLUNUZ SAYIN BARDAKOGLU SIZ KIM CUMHURIYET KIM LÜTFEN IKILI OYNAMAKTAN VAZ GECIN GÜLÜNC OLUYORSUNUZ ZATEN NE GÖRÜSTE OLDUGUNUZU ORTAYA KOYMUSUNUZATATÜRKÜN BÜSTLERINI KALDIRAN YOK EDEN SIZLER DEILMISINIZ
CUMHURIYETI SAVUNAN HALKA SALDIRAN SIZLER DEILMISINIZ
MITINGLERDE ATATÜRKÜN RESIMLERINI KALDIRAN SIZLER DEILMISINIZ
LAIKLIGE ATATÜRK ILKELERINE SALDIRAN SIZLER DEILMISINIZ
BUNLARA RAGMEN SÖYLEYECEK SÖZÜNÜZ KALDIMI
SIZLERE GÖRE FETVA DEGILDIR CÜNKÜ ASALAMAK HOSUNUZA GIDIYOR
BIRDE SIKILMADAN BUNLARI DIYEBILIYORSUNUZ PES DOGRUSU
SIZLEREDE BILMEKTESINIZ´KI ALEVILERI RENCIDE EDEN BINLERCE
YAZILARIN VAR OLMASINI VE YINE IMAMHATIP OKULLARINDAN MEZUN OLAN YAZARLARIN SACMA SAPAN YORUMLADIKLARI AYKIRI YAZILARI NASIL GÖRMEMEZLIKTEN GELIRSINIZ
BUMU SIZLERIN INSANCA YAKLASIMLARINIZ BUNLAR FETVA DEGILDE NEDIR
CAMILERDE IMAMLAR TARAFINDAN VERILEN FETVALAR ALEVILERE YAPILAN HAKARETLER DEGILMIDIR
BUNLARIDAMI INKAR SAYACAKSINIZ BUNLARDAMI YALAN
EMEVI MUAVYA SALTANATI BITTI ARTIK CUMHURIYET VAR KENDINIZE GELIN
Softa
Aydınlık demokrasi güzel şeylerdir
Sen bunu zaten bilemessin be softa
Çarşaf bürünenleri doğru bulursun
Karanlıkta yürüyorsun be softa
Alevilik diye ikilik edersin
Yalan yanlış fetva verirsin
Laikliği hor görüp söversin
Mervanın torunumusun be Softa
Adem in özü sözü dilinde
Gönlü Şah-merdan Ali izinde
Fitne fesatlik senin içinde
Münafık arama boşa be softa
Ozan Adem