‘Ezberliyoruz ama hayatımıza geçemiyoruz’
Aşık Veysel türkülerini farklı yorumuyla seslendiren Türk Halk Müziği’nin önemli isimlerinden Cengiz Özkan’la Aşık Veysel’den, Türk Halk Müziği’nin geldiği noktaya kadar çok renkli bir söyleşi gerçekleştirdik.
Aşık Veysel’i bir güne sığdırarak anmak yeterli midir? O’nu anmak nasıl olmalıdır?
Bence Aşık Veysel idrak edilmeli, ne demek istediği anlaşılırsa her gün anılmış olur. Mesela misal insanlar ‘Uzun İnce Bir Yoldayım’ı anlamamışsa Aşık Veysel’i istersek her gün analım, anlayarak anılır.
Anlamak çok önemlidir. Biz Aşık Veysel’i biz ne kadar anlayabildik yani. Anladık mı? Anlasak bu durumda olur muyduk? Anlasak türküler, Türk Halk Müziği bugünkü durumunda olur muydu? Toplum bugünkü durumunda olur muydu? Biz ne yapıyoruz? Bu tür insanların gündeme gelmiş türkülerini ezberliyoruz, idrak etmiyoruz ama. Ezberliyoruz, ezberliyoruz ama hayatımıza geçemiyoruz. Uygulaması böyle ama sonra yılda bir analım biz Aşık Veysel’i. Bu çok önemli bir şey değil yani. O’nu anlamaktır önemli olan, azmetmektir anlamaya. Yani ne diyor bu adam, neymiş yani, niye bunları yazmış? Bunları sorup, tekrar okumak lazım.
Siz neden Aşık Veysel dediniz? O’nu neden seçtiniz?
Belki kendimden çok fazla şey buluyorum, özdeşleştiriyorum bazı şeylerini kendimle, İşte doğayı çok sevdiği için, sesi bana dokunduğu için, Sivaslı olduğu için. Çoğaltılabilir yani bunlar. Bir sürü şey söylenebilir yani.
Etkilendiğiniz başka sanatçılar kimler?
Etkilendiğim sanatçılar olarak, çok var yani. Ali Murtaza Dede, Sabahat Akkiraz, Erdal Erzincan’ı severim. Azize Mustafazade’yi, Beethoven’ı ve Mozart’ı severim. Hafız Kemal’i dinlerim.
Günümüzde geleneksel halk müziğine sahip çıkan sanatçılar var mıdır?
Var tabii. Erdal Erzincan, Erol Parlak. Bunlar çok güzel çalışmalar sergilediler. Hatta bağlamada da başka bir çığır açtılar bu arkadaşlar. Yani bağlamanın ufku geniş bir enstrüman olduğunu da gösterdiler.
89-90’lı yılların başında ilerici müzik-özgün müzik tartışması yaşanıyordu. Sivas’ta genç yaşta yitirdiğimiz Hasret Gültekin de buna taraf olanlar sanatçılarımızdandı. Şöyle bir örnek verirdi. ‘Hacı Taşan isterse düşmanım karlı dağ olsun, aşikar istiyorum, gizli istemem diyorsa en ilerici şekilde mesajını vermek istiyordur’ Bu konuda neler düşünüyorsunuz? İlla müziğe protest anlamlar yüklemek gerekir mi?
Hayır. Müzik ikiye ayrılır. İyi müzik vardır, kötü müzik vardır. Daha sonrası tercihimize girer. İyi müziğin de arasında tarzlar ve tavırlar vardır. Siz hangisini tercih ederseniz, sizin siyasal görüşünüze, kimliğinize, hayata bakış açınıza, duruşunuza hangisi uyuyorsa onu dinlersiniz. Bu insanın tamamen doğal durumuyla ilgilidir, ben kimseye şunu dinliyorsun diye baskı yapamam ya da sen niye öyle bir müzik yapıyorsun diye söylemim olamaz. Arz ve taleptir. İyi müzisyenler de tarih boyunca olmuştur, kötü müzisyenler de olmuştur. Bunlar hep olacaktır yani. O yüzden bu kısır bir tartışmadır. Türk Halk Müziği’nin bugünkü durumu hakkında ne düşünüyorsunuz? Ne düşüneceğim, bunu kötü müzik yapanlar düşünsün. Ben iyi müzik yaptığımı zannediyorum, çalışıyorum hala 41 yaşındayım. Oturup 3 saat, 5 saat, 7 saat ne kaptırabilirsem çalıştığım oluyor mesela. Çalışmak lazım, okumak lazım üretmek lazım, yeni bir şeyler ortaya koymak lazım. Kendi türkülerimizi söylemek, yani ben şunu kendime bir özeleştiri olarak söylüyorum. Şimdi yeni bir şey düşünmeye başladım. Yeni bir şey yazıyorum. Onları müziklendirmeye çalışıyorum, Benim de bir müziğim olmalı yani, tamam onlar çok güzel ama benim ne söylediğim de önemli. Çalmak, tanıklık yapmak durumundayım yani. Genç arkadaşlarımın da bu taraftan bir bakış atmaları lazım. Ama bu belli bir pişkinlik, evrilip, çevrilip, yoğrulup, sahneden, çalışmaktan, yine okumaktan, yine dinlemekten geçiyor. Yani şu Hafız Kemal 1930’ların kaydıdır, böyle bir ses yoktur. Burada Yorgo Baconoz vardır, böyle ud çalan yoktur. İnsanlar ileriye mi gidiyoruz, bu ilerici müzik midir, gerici müzik midir, düşünmeleri lazım. Burada çıkan sesler artık yok. Adam Üsküdar’dan okuyor, Beşiktaş’tan dinleniyormuş.
Geriye dönük bir tartışma da var, geleneksel halk müziğinin kalıplarının yıkılması. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?
Türkünün kendisine has bir kalkanı vardır. Bunu göremez herkes. Yani güzel söz şuna benzer, güzel türkü de şuna benzer. Kökleri en derindeki ağaca benzer, onu kimse yerinden koparamaz. İstediği kadar kötü söylesinler, istediği kadar kötü icra etsinler, istedikleri kadar kötü çalsınlar, o türkü güzelse güzeldir. Türkü formunda beste diyorlar, türkünün bir formu yok ki, türkü ayrı bir form. Her türkü bir kuraldır. O kural o türkü için geçerlidir. Bunu bilmek lazım. Adam çıkıyor, ben türkü formunda beste yaptım diyor, Allah Allah, nasıl yaptın diyorsun? Yaptığı türkü iki hafta yaşamıyor. Sen de üstüne bir taş koy ki, bak ben sana güzel yapmışsın diyeyim. Lafın üstün laf koy. Zaten bunları tabu görürsek ilerleyemeyiz. Yazmak, tanıklık yapmak lazım. Geçmişte Aşık Daimi Baba, Davut Sulari bir edayla, sedayla, tavırla söylemişler. Eee tabi sizin de tavrınızı, çizginizi belli etmeniz lazım.
Örneğin 150 tane türkü söylüyorsun 145 tanesi yanlış, söyleyemiyorsun, çalamıyorsun. Söyleme o zaman kardeşim, bir tane söyle tam söyle. Çok iyi duymak, dinlemek, bakmak ve görmek lazım.
Habercem.com adlı internet sitesi açtık. Bu siteyle ilgili düşüncelerinizi bizimle paylaşır mısınız?
Başarılar diliyorum, ben de arada aranızda yazı yazmak isterim.
CENGİZ ÖZKAN KİMDİR?
1967 yılında Sivas’ ın Divriği ilçesinde doğan Cengiz Özkan 1980 yılında İTÜ Türk Müziği Devlet Konservatuarı Çalgı Eğitim Bölümü’ ne girdi. 1991 yılındaki mezuniyetinden sonra İTÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü THM Ana Sanat Dalı’ nda Yüksek Lisans eğitimine başlayarak 1993 de mezun oldu. Mezuniyetinin ardından İTÜ Türk Müziği Devlet Konservatuarı’ nda , İzmit Belediye Konservatuarı’ nda öğretmen, İstanbul Üniversitesi THM İcra Heyeti’ nde ise icracı olarak çalıştı.
İlk resitalini 1998 yılında Muzaffer Sarısözen’ in anısına Atatürk Kültür Merkezi’ nde veren Özkan, daha sonra. Almanya, Belçika, Hollanda, Fransa, İspanya, İtalya, Yunanistan, Danimarka, İsveç, Norveç gibi ülkelerde ve yurtiçinde önemli festivallere katıldı. Kalan Müzik için kaydettiği ‘’ Kırmızı Buğday’’ adlı CD projesini 1998 de tamamlayan sanatçı halen 1989 yılında girdiği TRT İstanbul Radyosu’ nda THM Bağlama Sanatçısı olarak çalışmaktadır.
Haber: Habercem.com , Savaş Güller






