Aleviler gönüllü mahalle bekçisi konumunda kalmamalı

AKP’nin Muharrem ayında düzenlediği iftar yemeği çok tartışıldı. ‘Hükümet AB baskısı sonucu adım atıyor’ ya da ‘Hükümet çözüm üretmek istiyor’ gibi değerlendirmelerin yanı sıra ‘AKP Alevileri Sünnileştirme çabasında’ diyenler de oldu. AKP’nin Alevilere yaklaşması hızla değişen Türkiye gündeminde uzun soluklu olamadı. Laikliğin doğal garantisi olarak görülen Alevilerin, türban ve laiklik tartışmalarında farklı şekillerde tekrar gündeme gelme ihtimalleri oldukça yüksek. Alevilerle ilgili tartışılan pek çok konuda aralarında Cem Vakfı’nın da bulunduğu önemli Alevi örgütlerini temsil eden Alevi Vakıfları Federasyonu Başkanı Doğan Bermek, Ayşe Acar’ın sorularını yanıtladı…
GP:AKP Aleviler konusunda sessizliğe büründü. Reha Çamuroğlu’nun ‘Alevi Açılımı’ndaki görevi sonlandı mı?
DB:Bu tabi AKP’nin bir iç sorunu. Ancak AKP’nin açılım girişiminin samimiyeti ve siyasal sahibiyeti konusunda bizim ciddi kuşkularımız vardı. Bu söylemsiz, sahipsiz acılım projesi zaten AKP ‘nin hiç bir platformda üstlendiği bir proje olmadı. AKP ‘li Sn. Doc. Dr. Hüseyin Tuğcu’ya göre de bu proje Sn. Çamuroğlu’na ait bir proje idi. Diger yandan Diyanet ‘ten sorumlu bakan Sn. Yazıcıoğlu’nun gectigimiz hafta CHP milletvekili Sn. Mevlut Aslan’ın Cem Evleri ibadethane sayılmalı mı? sorusuna verdiği yazılı cevap henüz AKP’nin Alevilere yönelik bir acılım projesi hatta açılım niyeti olmadığını düşündürecek niteliktedir.
‘Aleviler sadece kendisinden bir şeyler beklenengönüllü mahalle bekçisi konumunda kalmamalıdır’
devamı….
GP: Alevilerin Laikliğin garantisi olarak algılanmasını özellikle içinde bulunduğumuz süreci de göz önüne alarak nasıl değerlendiriyorsunuz.?
DB: Alevilik bu süreçte de her süreçte olduğu kadar laikliğin garantisi olarak görülmelidir. Ancak su noktalara dikkat çekmek isterim: Alevilerden yüksek beklentileri olan kesimler, Alevi sorunlarına da gereken ilgiyi göstermelidir. Aleviler sadece kendisinden bir şeyler beklenen gönüllü mahalle bekçisi konumunda kalmamalıdır. Başka kesimler devletin ve ülkenin tüm kaynaklarını durmadan tüketirken, Alevi sorunlarını görmezden gelip, sadece başları sıkısınca Alevileri güvence olarak görenler, bir gün güvenecek Alevi örgütlerinin sürdürülebilirlik sorunları yaşayacağını da unutmamalılar. Laikliğin garantisi sadece ve tek başına Aleviler değil, sivil- asker tüm katmanları ile çağdaş ve demokratik bir ülkede yasamak isteyenlerin güç birliği olmalıdır.
Ülkede ciddi ve önemli bir siyaset boşluğu vardır, AKP dışındaki partilerin siyasal söylemleri zayıftır, muhalefetteki siyasi partiler topluma ve Alevilere güven vermekten uzaktır. Sorunların çözümü ülkedeki tüm siyasal yapıların kendilerini bu kez artık samimi olarak sorgulamaları ve saflarını açıkça belirlemeleri gerekmektedir. Gerçekçi ve sağlıklı bir Siyasal irade oluşmadıkça laiklik karşıtı girişimlere karşı mücadele etmek güçtür.’
‘Biz Cumhuriyeti korumak ve kurtarmak görevimizin bilincindeyiz..’
GP: Türban serbestisini Aleviler nasıl değerlendiriyor?
DB:Aleviler açısından türban hiç bir zaman sorun olmadı bizi ilgilendiren türbanın laik ve demokratik cumhuriyetin temel değerlerine karşı sürdürülen saldırılarda kullanılmasıdır. Elbette inançlar, çocuklar ve kadınların üzerinden bu ölçüde şefkatsiz ve düzeysiz siyaset yapılmasını, böylesine yapay gerilimler üretilmesini Aleviler hiç bir bicimde onaylayamaz ve destekleyemez. Milyonlarca Alevi’nin en doğal haklarını tanımamakta direnen AKP’nin, türban söz konusu olunca nasıl özgürlük savaşçısı görüntüsüne bürünmeyi başarabildiğini ve yaptıkları ile söyledikleri arasında bu kadar derin çelişkiler içinde olmayı nasıl başarabildiğini hayret ve ibretle izliyoruz..Sözün kısası bilinmelidir ki; ‘Memleketin dahilinde,iktidara sahip olanlar gaflet ve delalet ve hatta hiyanet içinde bulunsa da, millet fakr u zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olsa da…’ biz Cumhuriyeti korumak ve kurtarmak görevimizin bilincindeyiz..
GP: Aleviler uzunca yıllar CHP’nin doğal destekçileri oldular. CHP Aleviler için şu an ne ifade ediyor, Alevilerin CHP’ den kopuş nedenleri nelerdir?
DB: CHP şu anda Aleviler için Türkiye’deki siyasal aktörlerden birisidir. CHP bize göre son yılarda Alevilerin beklentilerini ve isteklerini gereğince savunmak için samimiyetle ve gerektiği gibi mücadele etmemiştir. Bu tavrın doğal sonucu olarak da geçmişte CHP ile çok daha yakın ve sıcak bağlar içinde olan Alevi kesim ile CHP nin arasındaki mesafe epeyce açılmıştır.
GP: Alevilerin CHP sevgisi Atatürk’e olan sevgilerinden kaynaklanır söylemi çok yaygındır. Atatürk Aleviler için aynı zamanda manevi bir lider ve bu nedenle Cem Evlerinde Hz Ali’nin fotoğrafının hemen yanında Atatürk resimleri mevcuttur. Atatürk’ün Bektaşi olduğu söyleniyor, siz ne diyorsunuz?
DB: Bu fikri yadırgıyorum, Bektaşi olsa ne olur,olmazsa ne olur. Ataturk’ün de Bektaşi olup olmadığına mı, ülkesi ve insanlık için nasıl bir toplumsal yasamı özlediğine mi bakmalıyız. Atatürk kurmak istediği Türkiye’de insanın insana saygı duymasını, eğitim ve yaşamda bilimin üstün olmasını, fırsat eşitliğini, çağdaş yaşamın olanaklarının toplumun tüm katmanlarına mutluluk ve refah getirmesini özlemiştir ve bu amaçlar için yaşamı boyunca mücadele etmiştir. Bu değerler sistemi ile Atatürk, Aleviliğin ve tüm dinlerin çağlar boyunca özlediği, ulaşmaya çalıştığı insa-ı kamil kimlikli bir insandır ve bu kimliğini tüm dünyaya kabul ettirmiş bir kişiliktir. O mertebeye erişmiş insanin kökeninde Bektaşi olup olmamasının bence hiç bir önemi yoktur. Keşke her sünni , her Alevi onun savunduğu, insanlarımıza sunmak istediği değerler sistemini doğru anlayıp kavrayabilse. Ancak şunu belirtebilirim Trakya ve Balkanlara dini Alevi misyonerler aracılığı ile yayılmış, inanç önderleri ancak 16.yy ‘dan sonra Sünnilik bu bölgelere Osmanlı İmparatorluğu baskısı ve zorlaması ile hakim kılınmaya çalışılmıştır. Bu tarihi gerçeği hepimiz bildiğimize göre, Osmanlı imparatorluğunun Anadolu ve Balkanlarda yaşayan tüm vatandaşları zaten Alevi-Bektaşi kökenlidir.
‘KONDA Alevilerin evleri saptanıyor, bir yeni MARAŞ
hazırlığı mı var ?” korkusu da yaratmış bir araştırmacı!’
GP:Böylesine geniş bir coğrafyada Alevilikten bahsediyorsunuz. Alevilerin tam olarak kaç kişi oldukları konusu çok tartışılıyor. Türkiye de Alevilerin sayısı nedir? . Konda’nın yaptığı araştırma ‘Aleviler 5 milyondur’ dedi ve kıyametler koptu. Mevcut rakamların kaynağı nedir?
DB: Konda Sivas gibi Alevi toplumunun yakın geçmişte yaşanmış olaylar nedeni ile Alevilerin çok duyarlı olduğu yerlerde araştırma yaparken, o kentlerde” Alevilerin evleri saptanıyor, bir yeni MARAŞ hazırlığı mı var ?” korkusu da yaratmış bir araştırmacı. Bu çok sorumsuz soru sorma yaklaşımına rağmen 5 milyon sayısını bulmuşlar. Nereleri, nasıl örneklediklerini de çok iyi bilmiyoruz. Konda üstelik o araştırmada galiba Şafi nüfusu da %9.06, Kürt nüfusu % 9 ama kürtçe konuşan nufusu % 12 gibi bulmuştu. Ayrıca Alevilerin de % 42 ‘sini daha Kürt olarak saptamıştı. Yani 5 milyonluk Alevi nüfusun da 2 milyonu Kürt idi Konda’ya göre. Bu durumda anadili Türkçe olan Alevi nüfusun tamamı da Konda’ya göre 3 milyon kişi oluyordu. Bu rakamlar araştırmayı yaptıranları da şaşırtmış olmalı ki , araştırmayı yayınlayan gazete bile bir takım açıklamalar, köşe yazıları falan yazmak zorunda kaldı.
Türkiye’nin nüfusu 11 milyon iken, 1. Mecliste ALEVİ nüfusun 3 milyon civarında olduğu kayıtlara geçmiş. Daha sonra mubadelede Balkanlar’dan gelenlerin ezici çoğunluğu da ALEVI ( Bektaşi) olarak geldiklerine göre o sayınında hiç değilse yarısını Alevi saysak, 3,4 milyon ALEVİ hesaplanıyordu. Nüfus 11 milyon’dan 70 milyon’a çıkarken Alevi’ler üzerinde ciddi bir etnik yok ediş olmadığına göre, ALEVİ nüfusun da Sünni nüfusa eşit oranda arttığını varsayarsak bugünkü 70 milyonun 22 milyonunun ALEVI olduğu veya olması gerektiği hesaplanabilir. Bu konuda bir ciddi araştırmanın da Genelkurmay ‘in elinde olduğu duyumları alındı ancak bizde o veriler yok. Bazı araştırma gruplarının siyasi partiler için yaptıkları araştırma verilerine göre 2007 seçimlerinde kullanılan Alevi oylarının 6,5 - 6.7 milyon arasında olduğu da söyleniyor, kullanılmayan oylarla birlikte bu da 9 milyon gibi bir seçmen sayısına işaret ediyor. Genç nüfus ile birlikte bu araştırmalar yine Konda’nın rakamlarından çok daha fazla bir sayıya işaret etmektedir. Biz kendi verilerimiz ile Alevi nüfusun 20 milyon dan da daha kalabalık olduğunu, ancak ibadet özgürlüğü ve eşitlik sağlanmadan önce bu konuda bir sayım yaparak doğru rakamlara ulaşmanın mümkün olmayacağını düşünüyoruz.
GP: Türkiye de milyonlarca hayranı olan pek çok pop müzik sanatçısı, futbolcu, popüler türkücü, dizi ve sinema oyuncusu, önemli iş adamları Alevi olduklarını söyle(ye)miyorlar. Neden?
DB:Öncelikle 16 yy’dan buyana yazılı kaynaklar ile aktarılması adeta yasaklanan bir öğretinin üyesi olarak ALEVİ kişilerin pek çoğu ALEVİ olduğunu söylediğinde kendi inanç sistemini doğru olarak anlatabileceği bilimsel çalışmalar ve güvenilir kaynaklardan hala önemli ölçüde yoksundur. Bir yandan da Yavuz Sultan Selim tarafından hakim inanç olarak seçilen SUNNI ISLAM misyonerleri ve bu gücü kullanmak isteğindeki çevrelerin yarattığı baskı ve karalama kampanyaları tarih boyunca Alevi’leri güç durumda bırakmıştır. Örneğin 1826 ‘dan sonra ALEVİ DERGAHLARI’NA Muharrem AŞURE’si için toplanan ALEVİLER tutuklanmış ve bir kısmi ölüme kadar varan ağır cezalar görmüşlerdir. Cumhuriyet ile birlikte Aleviler bir nefes almış, ancak kotu siyasetin toplum üzerindeki etkileri ile bu nefes alış bir toplumsal barış ortamı oluşturmaya yetmemiş. 50’ lerden itibaren Aleviler yine ciddi sorunlar yaşamış, ülkede eğitim sistemi gereği gibi düzenlenmemiş, toplumsal barış bozulmuş, inançlara hizmet için kurulan Diyanet isleri misyonerlik yapmaya yonelmis, MALATYA / CORUM / MARAS / SIVAS gibi tüyler ürpertecek olaylar yaşanmıştır. Uzun sure devam eden bu tür baskıların toplumsal hafızada derin izler bırakmış olması doğaldır. Ünlü yada ünsüz çok sayıda ALEVI’nin de bu koşullarda kimliklerini açıklamakta sorun yasayacakları kesindir. Kimliğini açıklamanın, inancını açıklamanın bir cesaret meselesi olduğu bir ülke yaratmak isteyenlerin utanması gereken bir durumdur bu.
‘Aleviler Yahudilerin kaybolan 13. kavmi mi?’
GP. Kimilerine göre Aleviliğin kökeninde pagan inanışlar yatıyor, bazı araştırmacılar onların Sabetayizme yakın olabileceğini yazdı. Kimileri Aleviliği Hıristiyanlıkla bütünleştiriyor. Hrıstiyanlıktaki üçleme Alevilikte ‘Hak-Muhammed-Ali’ ile kıyaslanıyor ve 12 havari ile 12 imam inancı birbirine yakın bulunuyor. Hrıstiyanlar ‘Aforoz’, Alevilerse ‘Yol Düşkünü’ ilan ediyor yoldan çıkanları, dolayısıyla ortak noktaları oldukça fazla. Hatta Yahudi olabilirler tezi gizil bir gündem.Kabalallah inancının simgesi olan ve İsrail bayrağında da yer alan iç içe geçmiş iki üçgen işaretinin Hacı Bektaş’ın türbe duvarında oluşu da dikkat çekiyor ya da Aleviler Yahudilerin kaybolan 13. kavmi iddiaları ise hala tartışılıyor, neler söyleyeceksiniz?
DB: Tüm dinler birbirleri ile ilişkilidir, Alevilik ya da İslam diğer dinleri ve öğretileri reddetmez, Kuran semavi dinlerin kitaplarını kutsamanın yanı sıra, Semavi dinler öncesinde de çok sayıda peygamberin var olduğundan söz ettiğine göre, tüm inanç sistemleri insanlık tarihi içinde, bilim ve felsefe geliştikçe giderek rafine ola ola bir olgunluğa erişmiştir diyebiliriz. O zaman her turlu inancın birbirleri ile ilişki içinde olması sadece varsayım değil , hem hayatın gerçeği , hem İslam dininin kabul ve beyan ettiği bir olgudur. Diğer semavi inançlardan daha genç olan,ya da en son semavi inanç olan İSLAM’ın şekilci olmayan, BATINI (ICSEL- OZDEKSEL ) yorumu olan ALEVİLİK elbette bu bağlamda, insanlık tarihinde gelmiş tüm diğer öğretilerin insanlara vermek istediği temel insani değerleri en bilimsel ve gelişmiş bicimi ile içermek zorundadır ve içermiştir. İnançlar insanların olgunlaşması, yaşamlarını düzenlemeleri ve kolaylaştırmaları için gerekli araçlardır. İnançlar, insanları olgunlaştırıp, herkesin INSAN-I KAMIL olduğu, insan odaklı ve insanın mutluluğunu özleyen bir yasamı kurmanın dileği ve isteği içinde olduğuna göre, Alevilik tüm önceki öğretilerin insani yanlarını ya olduğu hali ile ya da geliştirerek öğretisi içinde yoğurmuştur.’
GP: Tartışılan bir başka konu ise; ‘Mum Söndü’ olayı. Alevilerin yeterince tanınmıyor olmasından kaynaklı cahilce bir karalama. Cahilce tanımı okumuş cahilliği de içeriyor. Çünkü MEB’ nın onayını almış ve okullarda okunması tavsiye edilmiş bazı edebiyat eserlerinden tutunda TDK’nın sözlüğüne dek aynı cehalet kendini gösteriyor. Halbuki basit bir araştırma ‘Mum Söndü’ meselesinin kaynağını bulmada yeterli. Konuştuğumuz Alevi dedesi Hüseyin Şanlı şöyle diyor; ‘Eskiden köylerde Cem yapmaya korkardık, köyün en büyük evinde toplanırdık, toplandığımız evin camlarını sıkı sıkı kapatırdık korkudan. Dışarıda gözcülerimiz olurdu. Biz katliamlar görmüş bir toplumuz. Korkuyor olmamız son derece olağandır. Mum söndü olayına gelince; Cem de mum yakarız, Çerağ deriz,12 hizmetten biridir bu. Hak-Muhammed-Ali aşkına yakarız mumları. Bunlar simgedir, maksat onların aracılığı ile aydınlanmaktır, Mum yakmak aydınlanmayı anlatır. Cem bitince doğal olarak mumları söndürürüz. Aydınlanma tamamlanmıştır simgesel olarak.’ İşin kökenini araştırmak son derece kolayken resmi kaynakların bu bilgisizliği sizce bir kasıt mı içeriyor?
DB: Resmi kaynakların bilgisizliğinden değil de bu söylemlere ilgisizliğinden, hatta bazı hallerde misyonerlik görevi üstlenmiş resmi personelin bu söylemlere kaynak taraf olmasından söz edilebilir. Ancak toplumumuzun geldiği noktada, bu iddiaları artik iddia sahiplerinin kendileri bile ciddiye almıyorlar galiba.
gazeteport.
www.erenlermeydani.com Alevi Haber Merkezi






